OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİLER
YOZGAT, KIRŞEHİR, HAYMANA, NALLIHAN
VE SUNGURLU'DA
BULUNAN ERMENİLERLE ANKARA'DAN SEVK EDİLEN ERMENİLER
[Ankara'dan
sevk edilenlerle Halep ve Zor'a sevk edilecek Ermenilerin ve Yozgat, Kırşehir,
Haymana, Nallıhan ve Sungurlu'da bulunan Ermenilerin miktarına dair Ankara
Valiliği'nden Dahiliye Nezâreti'ne şifre telgraf.]
8 Za. 1333 (17 Eylül 1915)
Bâb-ı Âlî
Dahiliye Nezâreti
Mahreci
Şifre Kalemi
Ankara
C. 3 Eylül sene [1]331. Merkez ve
mülhakât-ı vilâyetden şimdiye kadar sevk olunan Ermeniler yirmi bir bin iki yüz
otuz altı nüfûsdur. Yozgat livâsında on bin dokuz yüz on altı Kırşehri
merkezinde yedi yüz kırk yedi, Haymana'da altmış, Nallıhan'da dört yüz yetmiş
dokuz, Sungurlu'da beş yüz yetmiş altı nüfûs Ermeni bulunup, bunlardan Yozgat dâhilindekilerini kısmen mıntıka-i mu‘ayyeneye sevki îcâb edenler ve diğerlerini
ber-mûceb-i mukarrerât kurâ-yı İslamiyyeye tevzî‘i muktezî â’ilelerle sagîrler
teşkîl etmektedir. Ankara istasyonunda el-yevm der-dest-i sevk beş yüz elli
nüfûs vardır. Veche-i azîmetleri Haleb ve Zor havâlîsidir. Merkez-i vilâyetin
sevkedilecek bakiyye-i mevcûduyla Keskin Kal‘acık'da kalıb kurâ-yı İslamiyyeye
tevzî‘ edilecek takımdan olan nüfûs mikdârı başkaca arzolunur.
Fî 4 Eylül sene [1]331
Vâlî Vekîli
Âtıf
BOA.
DH.
EUM, 2. Şb. 68/66

Kaynak: Başbakanlık-Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü
Yukarıdaki
Telgrafın günümüz türkçesine çevrilmiş şekli
Telgraf:
Bab-ı Ali
Dahiliye Nezareti
C. 3 Eylül sene 1331. Merkez ve vilayete bağlı
yerleşim yerlerinden şimdiye kadar sevk olunan (gönderilen) Ermenilerin nüfusu
21.236’dır. Yozgat sancağında 10.916, Kırşehir merkezinde 747, Haymana’da 60,
Nallıhan’da 479, Sungurlu’da 576 nüfus Ermeni bulunup, bunlardan Yozgat
içindekiler; bir kısmı belirli yerlere gönderilmesi gerekenler, diğerleri alınan
kararlar doğrultusunda İslam köylerine dağıtılması gerekli olan aileler ve küçük
gruplardan oluşmaktadır. Ankara İstasyonunda bugün sevk işlemine tabi 550 kişi
bulunmaktadır. Gönderilecekleri yerler Halep ve Zor havalisidir. Vilayet
merkezinde gönderilmesi düşünülüp de geriye kalan mevcutla birlikte Keskin
Kal’acık’ta kalıp İslam köylerine (beldelerine) dağıtımı yapılacak olan takımdan
toplam nüfus miktarı ayrıca arz olunur. 4 Eylül 1331.
Burada şunu söyleyebiliriz.
Tehcir sırasında Ermeniler Nalllıhan’dan göç ettirilmemişlerdir. Gönderilmeleri
daha sonra İstiklal Harbi sırasındadır. 26 Eylül 2005 tarihli Hürriyet
gazetesinde Murat Bardakçı Talat Paşa’nın anılarını kaynak göstererek şöyle
yazar. “1915 öncesinde Anadolu’da 1 milyon 256 bin 403 Ermeni yaşmaktadır.
Tehcir sonrasında bu sayı (Ermeni Gregoryen ve Ermeni katoliklerin toplamı) 400
bin civarına inmiştir.” 1915 yılında Nallıhan’da ne kadar Ermeni olduğunu,
Ankara Valiliğinden Dahiliye Nezaretine çekilen 4 Eylül 1331(1915) tarihli
yukarıdaki telgraftan öğrenmekteyiz.
Ermenilerin Gidişi
İstiklal Savaşı yıllarında Bolu-Düzce ayaklanmaları yaşanırken, Mudurnu
tarafında bir ermeni papazın kışkırtıcı çalışmaları olmuştur. Nallıhan'da da
aynı yönde duyumlar alınmış olmalı ki TBMM Hükümeti Sakarya savaşının en
şiddetli günlerinde olası bir düşman işgalinde arkadan hançerlenmeyi önlemek
için savaş bölgesinde yaşayan Ermenileri hem kendi güvenlikleri hem de iç
güvenlik nedeniyle zorunlu göçe tabi tutmuştur. Bu karar çerçevesinde Nallıhan
Ermenileri de göç ettirilmişlerdir.
Vala Nurettin`in kaleminden
1921 yılı Ocak ayı sonundan Eylül ayı başına kadar Bolu Lisesinde öğretmenlik yapan Vala Nurettin(VA-NU) Ankara`da 1921 Ağustos ayı ortalarında yapılacak olan öğretmenler toplantısına katılmak için atıyla Bolu`dan çıkıp Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı yolunu kullanarak Ankara`ya giderken Nallıhan`daki bu göç olayına tanık olur. Tanık olduğu bu olayı yıllar sonra–Bu Dünyadan Nazım Geçti-kitabında yazar.
“Nallıhan Ermenileri:
Mudurnu`dan çıktığımız günün akşamı Nallıhan`a vardık. Nallıhan`da büyük bir göç hazırlığı gördük. Kasabanın içinde yer değiştirme ve kasabanın dışına doğru göç. Dışına doğru olanı Nallıhan Ermenilerinin düşman geliyor diye kasabadan uzaklaştırılması. Hemen o gün kafile halinde göç ettirilmişler. Kasabanın durumu gözümüzün önünde: Mudurnu yönünden gelince, sağ kolda bir tepe üstüne rastlayan Ermeni mahallesi, Müslüman mahallelerinden daha bakımlıydı. Bazı Müslümanlar, sahipsiz kalan ermeni evlerine eşyalarının bir kısmını taşımakla uğraşıyorlardı. Bir kısmını, çünkü Ermeni evleri zaten eşya doluymuş.Yeni sahipleri, eski evlerinden ancak pek özek öteberilerini taşıyorlarmış.
O geceyi Nallıhan`da geçirip ertesi sabah erkenden tekrar yola çıktık. Dün göç ettirilen Ermenilerin kafilesine öğle üzeri bir bayırın alt kısmında rastladık.
Kerim Bey kamçısıyla, tabur imamı sarığıyla, Emirberi tüfeğiyle, lacivert elbiseli Mehmet Ağa jandarmasıyla ve ben esrarengiz sıskalığım ve kocaman kalpağımla arkalarındaki tepede belirdik. Ermeniler irkilip bize baktılar. Siluetimiz göğe çizilmiş olacaktı. Uğursuzluk habercileri olduğumuz kuruntusuna kapıldılar. Kaderlerini beklemek için durdular. Bizde durmuş, birkaç yüz metreden onları seyrediyorduk. çevrelerini jandarmalar sarmıştı.Ve jandarmalar, onlara durmamalarını işaret ettiler. Onlar da ara sıra başlarını korkak korkak bize doğru çevirerek yollarına devam ettiler.Yol tek olduğu için atlarımızı peşleri sıra sürdük. Gördüğüm tabloyu ve bunun sonucunu burada tespit edeceğim.
Bunu hem tarihe karşı bir görev sayıyorum, hem de Mustafa Kemal idaresi aleyhindeki bir söylentiyi önlemek istiyorum. Pek acıklı başlayan bu olayın aynı acılıkla sonuçlanmadığından ötürü gerçekten memnunum.
Atlarımız kafileye yaklaştığı zaman, en geride pos kıranta bıyıklı bir ermeni kalmıştı. Fesi koyu renkte.Tepesi dar olarak muntazam kalıplanmıştı. Bacaklarında arka tarafın torbası küçük siyah bir şalvar vardı. Biz yaklaşınca, kruvaze ceketinin düğmelerinin hürmetle ilikledi.Yana çekilip divan durdu. Boynunu büktü. Sonra hizasına geldiğimizde, yere kadar eğilircesine bir kandilli temana çaktı. Her birimize aynı kandilli temannayı birer birer çaktı.
-Allah ömürler versin beyfendiler-gibi sözler söyledi. Ve onur kırıcı hiçbir ricada bulunmadı. Sırf bu Osmanlı görgüsünün gereğini göstermişti. Fakat aynı zamanda dönüp dönüp kendi önünde yürüyen bir genç kadına ve yanındaki çocuklara bakıyordu. Bu kadın belki onun kızıydı. Yaş farkı ve şevkatlı bakışları öyle gösteriyordu. Selamını alıp geçtik. Hele Kerim Bey, çok gönül alıcı, ferah verici şekilde selamladı. Kafilemizin şefi olduğunu belirtti. Bizden bir tehlike gelmeyeceğini haliyle tavrıyla anlattı. Atları sürüp bahsi geçen kadınla çocukların hizasına gelince onları inceledin. Ermeni kadınlarından bazıları klasik ölçülere göre çok çirkin bazıları inadına pek güzel oluyor. Bu genç kadın güzeldi. Devrin ünlü aktristi Elize Binemecyan gibiydi. Gönülleri fethedebilirdi. Fakat üç çocuk annesi bir kasabalıydı. İskarpinlerini sol elinin iki parmağına takmıştı. Ajurlu siyah çoraplarıyla toprakta ürüyordu. Sağ eliyle bir kundak çocuğunu göğsüne bastırıyordu. Diğer bir çocuğu kadının sol dirseğine yapışmış, üçüncüsü eteğini tutuyordu. Heykel yada tablo olmaya elverişli bu manzarayla yürüyorlardı. Kadın bize, aşağıdan yukarı baktı. Hiçbir şey söylemedi.
Bu hatırayı kırk şu kadar yıldır unutmadım, bundan sonra da elbette unutmayacağım. Yalnız sesleri ve soruları hatırlıyorum. Mahzun sesler,endişeli soruyor:
-Nereye götürülüyoruz? Encamımız ne olacak?
Kerim Bey, özür diler gibi cevap veriyor:
-Harpler türlü zaruretler yaratır. Düşman orduları yaklaştığından devlet böyle tedbirlere mecbur kalmıştır. Kendisi Bolu Polis Müdürü olduğu için biliyor. Dediklerinin doğru olduğuna yemin eder. Namusuyla temin eder. Ermenilerin hayatı emniyettedir. Bu feci günler sona erince, normal hayatlarına kavuşacaklardır.
Ve geçip gidiyoruz. Onları arkamızda bırakmışız
Ben uzun yıllar hep Nallıhan Ermenilerinin akıbetini merak edip durmuştum. Nihayet gerçeği öğrendim.
Halen Kadıköy`de terzilik eden bir anne ve iki kızıyla sık sık görüşürüz. Anne,Nallıhan Ermenileri arasında sözünü ettiğim gün göç ettirilmiş. Bizim rastladığımız grupta imiş. Görülüyor ki sağ salim. Hiçbirinin hayatına dokunulmamış.
Ertesi gecede Beypazar`a vardık ki mahşer. Harp badiresi Türklere neler etmiş. Bütün sokaklar göçmen arabalarıyla dolmuştu. At arabaları, öküz arabaları… Kiminin üstü tenteli, kiminin üstü muşambalı. Çoluk, çocuk, sefalet… Kaldırımlara yayılmışlar yemek pişiriyorlar, bohça yerleştiriyorlar, derede bez yıkıyorlar. Bazılarıyla konuştum. İçlerinde Sırbiya`dan beri beşer onar sene duraklamalarla buralara kadar gelmiş bir aileye rastladım.
-Daha nereye gideceğiz? Hamiyet, gayret kalmadı mı Osmanlı`da?” diye konuşuyorlardı.
Ve Sakarya Muharebesinin topları gümbür gümbür ötüyordu.
Son durağa geldiklerinin farkında değillerdi. Artık dalga tersine.Yunan Ballık köprüsü’ne yaklaştığında babam Ahmet Bey Ballık Köprüsü’nü uçurttu. Yunan köprüden geçip Sakarya’nın kuzeyinde ikinci bir cephe açmasın diye.
Ermenilere de göç
etmeleri için Ankara Hükümeti 3 gün süre verdi. Ermeniler taşınabilir mal ve
eşyalarından bir kısmını Kocahan’ın yanında satıp paraya dönüştürdüler. Taşınmaz
malları hazineye kaldı. Karaköylü Seyit Ali Ermenileri aldı götürdü. Duyduğuma
göre bunların bir kısmı Amerika’ya, bir kısmı da İsrail’e gitmiş. Küçük kardeşim
Orhan Ankara Belediye Başkanı iken, 1956’da Japonya gezisi dönüşü onu Beyrut'ta
karşılamaya gittiğimizde şehirde dinlenmek için oturduğumuz bir kahvede
konuşmalarımızı duyan bir garson yanımıza geldi. Kendisi Türkçe konuşuyordu.
Bizim Nallıhanlı olduğumuzu öğrenince çok heyecanlandı. Meğer göç ettirilen
Ermeniler’den biriymiş. Ah diyordu, "kısmet olsa da ölmeden önce bir kez olsun
Dokuzdolanbaç’ın başına gidip Nallıhan’ı şöyle bir seyretsem" diye duygularını
açıklıyordu.
Kaynak:
Mesut Şener
NALLIHAN Kitabı