KURTULUŞ SAVAŞINDA NALLIHAN

Milli Mücadelemizin hassas bir aşamasında ilçemiz Nallıhan’a yakın bir bölgede, geniş ölçüde ve kısa zamanda yayılan iç ayaklanmaların çevrede doğurduğu tehlikeli ve durum, sosyal çalkantılara yol açması, askeri harekat ile isyancıların inatçı ve hain davranışları, kanlı olayların meydana gelmesi başlı başına tarihi bir ibret vesikası olacak niteliktedir.

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Anlaşmasından sonra Osmanlı İmparatorluğunun toprakları 1. Dünya Savaşının galip devletleri tarafından paylaşılmış, Anadolu siyasal sosyal ve ekonomik açıdan belirsizliğe itilmişti. 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’e çıkmıştı.

Böyle bir ortamda Mustafa Kemal 1919’da Anadolu’ya ayak bastı. Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas’ta  kongreler yapacağını duyan İstanbul hükümeti, bu gayeye hizmet etmek isteyen ve kuvayi milliyeci olarak tanınanları tutuklamaya başladılar. Nallıhan’da Ramiz Beyzade Ahmet Bey de yargılanmak üzere tutuklanarak Ankara’ya götürüldü. Bir süre zorunlu ikamete tabi tutularak İstanbul’a gönderilmeyip serbest bırakıldı.

Ahmet Bey Nallıhan’a döndüğünde bir kaza neticesinde kasabayı tamamen yanmış buldu. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen Kuvayi Milliye ruhunu benimseyen Nallıhanlıların ileri gelenleri Ahmet Bey’in başkanlığında Nallıhan Müdafai Hukuk Cemiyetini kurmuşlardır. Yönetimde; Eşraftan Molla Teffik (Sümer), Mutafzade Sandık Emini Mesut (Mutlu), ve yine Mutafzade Adil (Mutlu) yer almışlardır. Onları, Ramiz Beyzade Celal (Eren), Mutafzade Emin (Mutlu) ve Bağlıcalı Ali Bey gibi isimlerini sayamadığımız bir çok yurtsever kuvayı milliyeyi desteklemiştir.

Meclis-i Mebusan’ a Çekilen Telgraf

Daha TBMM’ nin açılmadığı 23 Nisan 1920’ den önceki günlerde, İzmir’ in işgali sonrası Anadolu’ da kurulan Müdafai Hukuk Cemiyetleri bir yandan Mustafa Kemal’ e destek verirken, bir yandan da Padişaha yapılan baskılar sonucu Ali Rıza Paşa  Kabinesi 3 Mart 1920 günü istifa ettiğinde ülkenin içinde bulunduğu kaostan bir an önce çıkması için yeni kabinenin nasıl kurulmasını arzu ettiklerine dair İstanbul’ da ki Meclisi Mebusan Başkanlığı’ na telgraf çekerler.

Bu telgraflar 6 Mart 1920 günü Meclisi Mebusan da okunmuştur. (12 Ocak 1920’de ilk toplantısını yapan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı telgrafların okunmasından kısa bir süre sonra 18 Mart 1920’de İstanbul’un işgali üzerine çalışmalarına ara verir. 12 Nisan’da padişah M.Mebusanı feshedince üyelerin bir kısmı Ankara’ya gider.) Nallıhan’ dan da bir telgraf çekilmiştir. Bu telgrafın tam metni aşağıda:

Meclisi Mebusan Riyasetine

Bilinen şartlar nedeniyle kabinenin istifaya mecbur edilmesi ve yerine Ferit Paşa ve benzeri şahsiyetlerin başkanlığı altındabir hükümet kurdurmak düşüncesinde bulunulduğu haberi milleti son derece üzmüştür.

Mütarekeyi (ateşkesi) takip eden günlerde memleketin böyle bir hükümet başkanının yönetiminde kısır çekişmeler ve ehliyetsizlik gibi sebeplerden dolayı tekrar sıkıntıya düşmesi tahammül edilemeyeceğinden ve bu yüzden meydana gelecek olan galeyanın pek fena neticelere neden olacağı beklendiğinden, yüce meclisinizde başkanlığınızda yapılacak bir toplantıda tüm milletin desteğinden emin olarak en son tedbirleri gelecekteki huzurumuz için kullanmak namına istirham eder, cevabını beklediğimizi arz ederiz.

6 Mart 1920
Nallıhan Kazası Bilumum Ahalisi Namına
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi

Mehmet Tevfik


A.Nusret Mutlu’nun  -Nallıhan-kitabından İsyanın bastırılışı:

 “...İsyan edenler, hayır ve şerrin padişahın elinden olmasını istiyorlardı. İstabul'dan gelerek padişah lehine yapılan propaganda ve sözüm ona nasihatler hemen tesirini göstermiş ve isyan Adapazarı, Hendek, Düzce, Bolu ve Mudurnu havalesini tamamen kaplamıştı.

Kuvayı Milliye aleyhine başlamış isyanlardan Adapazarı isyanını bastırmakla görevlendirilen Kuşcubaşı Eşref, Ayaş, Beypazarı üzerinden Nallıhan’a gelmiş. Nallıhan’da Müdefai Hukuk Cemiyeti Başkanı Ahmet ve diğer üyeleri ile tanışmıştır. Eşref Bey Nallıhan’a geldiğinde sadece iki makinalı tüfeği vardı. Nallıhan’da, Nallıhan Müdefai Hukukunca Kuvayı Milliye ruhunu benimsemiş 21 kişi seçilerek tam teçhizatlı seçilerek Eşref Beyin emrine verilmiştir.

Çok geçmeden Eşref Beyin emrinde görev yerine giden bu Nallıhanlı müfreze, Şile’de bulunan Bulgar Sadıkla işbirliği yaparak İstanbul Kartal Maltepe’de İngilizlerin koruması altında bulunan atış okulundan gizlice çıkartılan silah ve mermileri Geyve’de bulunan Ali Fuat Paşaya taşımışlardır. Ve  yine Harbiye Nezareti depolarından gizlice çıkartılan silah ve mermileri de Üsküdar’dan alarak Geyve’ye taşımışlardır.

Nallıhan Müdafai Hukukun kurduğu teçhiz ettiği bu bir avuç isimsiz kahramanın büyük vatanseverlik duygusu ile Kuvayı Milliyeye yaptıkları bu hizmetlerden dolayı Nallıhanlılar daima iftihar edecek ve övüneceklerdir. Bu kahramanlardan; Emirtozlu Ahmet Çavuş, Bağlıcalı Ali Onbaşı, Akdereli Varidat Memuru Mustafa Efendi (Karasu) ve diğerlerinin yakınları ne kadar övünse azdır.

İsyan; Mudurnu ve Seben’e de sıçramış, Kıbrıscık Nahiyesinden gelen bir kol Beypazarı’nı zapt etmiş. Mudurnu, Göynük ve Seben (Çarşamba) yönünden Nallıhan üzerine yürüyen ve başlarında Çerkez olan Koç ve Sefer Beylerin olduğu iki bini bulan isyancılara karşı Nallıhan, Müdafai Hukukça tutulan 35 askerce savunulmaya çalışmışsa da ne yazık ki başarılı olunamamış, Nallıhan asilerce tamamen işgal edilmiş ve asilerin kontrolü altına girmiştir.

Bunun üzerine, Müdafai Hukuk Üyeleri ve onlara yardımcı olanlar; Ahmet Bey, Tevfik Bey, Adil Bey, Askeri Binbaşı Muharrem Bey, Nallıhan Kaymakamı İmadettin Bey, sonradan İzmir’de Atatürk’e suikast girişiminden dolayı asılarak cezasını çeken Çopur Hilmi ile birlikte Nallıhan’ı terk ederek Eskişehir’e gitmek üzere yola çıkmışlar. Meyil Köyü yakınına vardıklarında Meyil Köylülerince zor kullanılarak esir alınmışlardır. Geciktiğinden dolayı kafileyi kaçıran Adil Bey durumu öğrenince yolunu değiştirip Kozlu Köyüne gider, fakat ne yazık ki o da orada esir olmaktan kurtulamaz. Ahmet Bey kafilesi ve Adil Bey ertesi günü işkence altında Nallıhan Hükümet Konağına getirilirler ve hapsedilirler.

Asiler, akşam tutukluları yargılamaya başlar. İlk olarak kaymakam İmadettin Bey sorguya alınır. Sonra Tevfik Bey’i alırlar. Dışarıda bekleyenler, tutuklulara ve ilçe halkına gözdağı vermek için kaymakamı asarlar diye endişe içindedirler. Asiler yaptıkları yargılama sonunda, tutuklulardan bu ikisinin İstanbul’da Nemrut Mustafa Divanı Harbine sevk edilmesine, sorguları bitenlerden diğerlerinin de Mudurnu’ya gönderilmesine karar verirler. Ahmet ve Adil Bey dışında sorguları biten 8 kişi yürüyerek Mudurnu’ya gönderilirler. Ahmet ve Adil Beyde sorguları bittiğinde Divanı Harpte yargılanmak üzere şafak vakti yola çıktılar ve Mudurnu’ya gönderilirler. Artık Nallıhan asilerin eline kalmıştır. Tutuklular Mudurnu’ya vardıklarında Sabri Karaçayır’a ait taş binanın bodrum katına hapsedilirler. Müdafai Hukukun Mudurnulu üyeleri tutuklularla ilgilenirler, korkmamaları gerektiğini söyleyip, gizli gizli yemeklerini gönderirler.

Tutukluların günleri sıkıntı içinde geçerken, asiler Mudurnu’yu işgal ettiler. Fakat bu uzun sürmedi. İsmet Paşa’nın Mudurnu’yu ve Bolu’yu asilerden muhakkak temizleyin emri üzerine, Albay Çolak İbrahim Bey ile Bulgar Sadık Mudurnu’yu kuşatmışlar, az bir karşı koymadan sonra milli kuvvetler Mudurnu’yu kurtarmışlar ve hilafetçilerden temizlenmişlerdir. Nallıhanlı on tutukluda yirmi gün kadar tutuklu kaldıkları Mudurnu’dan özgürlüklerine kavuşarak Nallıhan’a geri dönmüşlerdir.

Nallıhanlı 10 kişi Mudurnu’da tutuklu iken, Yarbay Arif Bey Beypazarı’ndan Nallıhan’a gelmiştir. Gelirken yol boyunca yakaladığı asilerin bazılarını öldürmüş, bazılarının da tek kulaklarını kesmiştir. Yarbay Arif Beyi Bedi pınarı mevkiinde başta müftü olmak üzere, Bağlıcalı Ali Bey ve kuvayı milliyeci birkaç kişi beyaz bayraklarla karşılamış ve Nallıhan’a gelinmiştir.

Arif Beyin geleceğini duyan asiler dağınık bir vaziyette Seben (Çarşamba) yönüne kaçmışlardır. Arif Bey Nallıhan’da çok şiddetli hareket etmiş, daha yeni evli Jandarma Kumandanını asilere karşı koymadı diye kasaba meydanındaki çınar ağacına asmıştır. Genç Teğmenin ölümü Nallıhan’da büyük üzüntüye neden olmuştur. Kasabada iki asinin saklanmakta olduğunu duyan Arif Bey bu asilerin derhal aranıp bulunmasını, aksi halde kasabayı tamamen yerle bir edeceğini söyler. Ayaşlı Ahmet Ağanın evinin avlu kısmında ev sahibinin haberi olmadan saklanmakta olan bu iki asi yakalanarak derhal Arif Bey’e teslim edilir.

Arif Beyde bunları kasaba meydanında öldürterek cezalarını verir. Nallıhan’ı asilerden temizleyen Arif Bey Güneyce Köyü yolu ile Seben’i asilerden temizlemek üzere hareket eder. Yol boyunca yakaladığı asileri acımasızca cezalandırarak Seben’e girer, buradan da Bolu’daki isyanı bastırmak üzere Bolu’ya hareket eder.”

 

            Yaşlıların anlatımına göre; Arif Bey bu yolculuğunu yaparken Nallıhan Boğazı’nda olası bir pusuya düşmemek için Eymir üzerinden Güneyce Köyü’ne oradan Seben’e geçer.       

 


Kaynak: Mesut Şener NALLIHAN KİTABI