YILLAR ÖNCESİNDE KALAN ANILAR
27 Mayıs 2006 Meral Arık TOPRAK

Sevgili Nallıhan'lılar,

Bu akşam TRT 2'de Nallıhan'ı anlatan programı izlerken, yıllar öncesinde kalan anılarım döküldü bir bir...

1956-57-58 yılları. İlkokulun ikinci, üçüncü, dördüncü sınıflarını Nallıhan'da okudum. Biz üç kardeştik. Ağabeyim Metin ve benden üç yaş küçük kardeşim Mete. .. Annem Nallıhan ilkokulunda öğretmendi. Enise Arık.   Babam da Binbaşı rütbesiyle Askerlik Şube Başkanı, Sadık Arık...

Çocukluğumun en güzel yıllarını Nallıhan'da yaşadım. İlkokul arkadaşlarım Meliha, Ruhan Bakkalbaşı, Adile Kalcıoğlu, Vedat ve sınıfın en uzunu Adem'i hatırlıyorum. Öğretmenlerim Saadet Hanım, Mürşide Süer hala hatırımda. Mürşide Hanım o zamanki Nallıhan kaymakamının eşiydi. Oğlu Sakıp Süer, kızı Ay'la arkadaşlık ederdik.

Nallıhan çarşısında berberlik yapan Ali Doğan Amca'nın komşusuyduk. Eşi Şengül, Annesi Ayşe Hanım en yakın kapı dostlarımızdı. Şengül Hanım'ın, biz oradan ayrıldıktan sonra doğan kızlarından birine benim adım olan Meral adını verdiğini anımsıyorum...

Evimiz ilk okulun hemen arkasında idi. Okula geç kaldığımızda, evimizin hemen karşısındaki yol boyunca uzanan duvardan atlardık, ön kapıya kadar yürümemek için. Müdür muavini Emin Bey'e yakalanınca da halimiz perişandı.. Bir de uzun boylu, esmer bir öğretmeni vardı okulun; Aziz Bey. Ondan da çok korkardık.

Yazları mahalle aralarında pekmez kaynatılır, biz çocuklara da pekmezin köpüğü yedirilirdi. Arka mahalleden Tombak Teyze, evlere gelir güzel ipek yorganlar dikerdi. Evimizin, bize o zamanlar pek büyük gelen bahçesinde tavuk besler, onları kuluçkaya yatırırdık. Kedilerimiz vardı, baharda yavrulayan…Bahçemizdeki leylaklar baharın kokusunu taşırdı. Asmadan henüz korukken üzümleri yemeğe başlardık.

Yazın çayırda yağlı güreşler yapılır, onları seyretmeye giderdik. Yılda bir kez Panayır kurulurdu. Şimdiki sirklerin alası o zamanlar Nallıhan'a gelir, duvarda dönen motorsikletli gençleri heyecanla seyrederdik...

Kadınlar, çeltik tarlalarında ayakları suda çeltik toplarlardı. Çeltik tarları boyunca uzanan yoldaki iğde ağaçlarından iğde yer, birbirimizin kulağında çitlenbik patlatırdık... Okulla pikniğe gider, yumurtaları tokuştururduk. Okul çıkışlarında mutlaka, ip atlar, yakan topu, köşe kapmaca, sek sek oynardık.

Sarıyer Barajında Amerikalılar çalışırdı. Hafta sonları ailece Baraja caz'a giderdik. Büyüklerimiz tüm şıklıklarıyla tango yaparlar, biz de onları hayran hayran seyreder, kız kıza dans eder, onlar gibi figürler yapmaya özenirdik. İlerleyen saatlerde, müziğin ve eğlenmenin zevki uykuyla ağırlaşan göz kapaklarımıza mağlup olurdu. Sonra orada mı kalırdık, eve mi dönerdik hiç hatırlamıyorum. Uyumuş olmalıyım..

İlk bebeklik dişlerimiz yerini asıl dişlerimize bırakmıştı, biz Nallıhan'da iken. Düşen dişlerimizi, benden yalnızca 1,5 yaş büyük olan ağabeyimle birlikte, annemin tavsiyesine uygun olarak, okul binasının dış cephesindeki bir oyuğa yerleştirmiştik. Annem,;dişlerinizi okula koyun ki, hep okuyun, büyük adamlar olun; derdi. Şimdi düşünüyorum da annemin bizim için istekleri gerçekleşmiş sanki.. Ağabeyim şu anda Boğaziçi Üniversitesinde profesör.. Bense 30 yıl devlet hizmetinde çalıştım. Bunun son 15 yılı yönetici olarak geçti. Geçen yıl emekli oldum. Şimdi de İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim görevlisiyim;

Daha yazılacak o kadar çok şey var ki... Ne güzel günlerdi onlar... Şimdi altından öte platin oldular...

Babamın tayini İstanbul'a çıkıp ta Nallıhan'dan ayrılırken hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. Bir kamyona yüklenmiş eşyalarımız, geride kalan güzel evimiz, arkadaşlarım, mahallem, okulum, Nallıhan'ın binbir renkli bağları, yolları, dereleri, tepeleri... Sanki tüm hayatımı Nallıhan'da bırakmış gibiydim. Oradan ayrıldıktan sonra uzun yıllar kendimi hep Nallıhan'lı gibi hissettiğimi söylemeliyim.

Bir daha da oralara gelmek kısmet olmadı. Hesaplıyorum da neredeyse 50 yıla yaklaşmış!

Bu akşam TRT 2'deki programı sayrederken bir karar verdim. İlk fırsatta inşallah Nallıhan'a geleceğim. Biliyorum ki her şey çok değişti. Sevdiklerimiz de artık yoklar..   Ama Nallıhan'ın taşlarına sinmiş ayak izlerimiz, tepelerinde yankılanan seslerimiz ve sevdiklerimizin her yıl baharın esintisiyle gelen, bizi koruyan duaları biliyorum ki hala orada...

Sevgi ile ve sağlıkla kalın ..