NALLIDERE
İlçeye 7 km uzaklıkta olan köye, Ankara istikametinde giderken Oyuk mevkiine
varmadan Türbekolu'ndan sapınca 5 km sonra ulaşırsınız. Derin vadi içindeki
yolda ilerlerken sol yanınızda yeşillikler içinde akıp giden Nallı Çayı'nı
görürsünüz. Çayın iki yanında çok verimli çeltik tarlaları vardır. Köy iki
mahalleden meydana gelir. İlk varılan mahalle Camiyakası'dır. Sola dönerseniz
iki mahalleyi birleştiren Nallı Çayı üzerindeki köprüden geçerek köyün ikinci ve
büyük mahallesi olan Yünlüdere'ye ulaşırsınız. İki mahalle arası yaklaşık
altıyüz metredir. Muhtarlığı tek olan köyün iki yakasında da cami vardır.
Ömerşeyhler Köyüne giderken solda yer alan Demizler Köyünün 20. yy'a girerken
göç etmesiyle Camiyakası Mahallesi kurulmuştur. Demizler Köyünden birkaç hanede
Yünlüdere'ye gelip yerleşmiştir. Taşınan Demizler Köyü'nün yaylasına Atalan,
kırına Yalacık, Nallı Çayı kenarındaki arazisine de Demizler Bükü denir.
l970 yılında 70 hanede 348 nüfus varken, bu sayı l990'da 293'e, 1997'de de
192'ye düşmüştür. Köye ilk motorlu taşıt 1952 yılında insan emeğiyle açılan
yoldan geldi. Daha sonraları her genel seçim döneminde yol dozerle iyileştirmeye
çalışıldı, fakat hala iyileşmedi. Her yıl en az bir kez sel taşkınlarınca
bozulan yol grayderle temizlendikten sonra araç trafiğine açılabilmektedir.
1952 yılında 5 km uzaktan getirilen içme suyu köyün iki mahallesine yapılan
çeşmelerden aktı. O yıla kadar kullanma suyu gibi içme suyu da Nallı Çayı'ndan
alınıyordu. Özellikle kışın bulanık aktığından kazanlarda dinlendirilerek
içilirdi. Bulanık akmadığı günlerde, daha 1960 yılına dek çay kenarında
tarlasında çalışan çiftçi çaydan aldığı suyu içerdi. Oysa bugün bu olanaksız.
İlçenin atık suları sonucu çay iyice kirlenmiş durumda. Biber, kirli suya en
duyarlı bitki olsa gerek ki son 15 yıldır köyde biber yetişmemektedir. Köy
kadını Nallı Çayı kirlenene kadar çamaşırını çay kenarında yıkardı. Kazanda su
ısıtır, kös denilen kalın kalas üzerine ıslak çamaşırlarını koyar, sabun yerine
kil kullanır, önce ayaklarıyla çamaşırı teper, sonra tokaçla döğer, çayda
durular, avla tabir edilen çitlere asarak kuruturdu.
Nallıdere Köyü'nde 1940'lı yıllara kadar evler iki katlı, dıştan sıvasız ve
toprak damlıdır. 1940'lardan sonra toprak damlı evler azalmaya başlamıştır.
Çatılara önceleri bedavra (yarma tahta) çakılmış, sonraları oluklu kiremit
konmuştur. 1960'lı yıllardan sonra da üç katlı yapılan evlerin çatılarına
kırmızı kiremit döşenmiştir.
Köy; yayla tarafında Bağlıca, Tekke, Ömerşeyhler ile kır tarafında yine
Ömerşeyhler, Nallıkozlu, Emre, Ayman, Sobran ve ilçe belediyesi ile sınırdır.
Köyün kapsadığı alanı dikdörtgen biçiminde düşünebiliriz. Dikdörtgeni Nallı Çayı
tam ortasından kare şeklinde ikiye bölmektedir. Bir tarafında köyün kırı, diğer
tarafında da köyün yaylası yer almaktadır. Gerek kırın, gerekse yaylanın hepsi
aynı yıl ekilmez. Bunların yarısı ekilir, yarısı nadasa bırakılır. Kır,
Sıçankırı ve Sakızlıkkırı olarak, yaylalar da Evlerinyanı ve Öteyayla olarak
ikiye ayrılır.
Traktörlü yıllar başlamadan önce kıra ve yaylaya nadas ve ekim için 10-15
günlüğüne gidilir, yatıda kalınırdı. Köyde 1965'lerden sonra traktör, biçer ve
patoz kullanılmaya başlandı. Traktör sayısının çoğalması ekip biçmeyi ve yük
taşımayı kolaylaştırdı. Elektriğin gelmesi de yaz günleri ılık su içme
sıkıntısını giderince, köylüler yaz aylarında kıra ve yaylaya çıkma
geleneklerini 1975 yılından sonra bıraktılar. Ayman tarafındaki kıra, Tekke
tarafındaki yaylaya göç etme geleneği de böylece anılarda kaldı.
O göç yıllarında, köyde bir yılın nasıl geçtiğini şöyle özetleyebiliriz. Güzün
bağ ve bostanların bozumuyla kışa girilirdi. İlkbaharda; Mart ayında bağ ve
bahçeler bakılır, sebzeler ekilir, arklar kürenir, çeltik tarlaları sürülür,
damdaki ve ağıldaki gübreler eşeklerle tarlaya taşınırdı. Çeltikler ekilince
yaylaya nadasa gidilirdi. Çeltik ekiminden 15-20 gün sonra akşam karanlığında
başlayan kurbağa sesleri vırak vırak diye birbirine karışarak gece yarılarına
kadar devam ederdi. Geceleri sivrisinekten dolayı çeltik tarlası yanında durmak
zor olurdu. Sonra çeltik otu başlardı. Ot bitmeden kırın arpaları olur, bir aya
yakın kır ırgatlığı sürerdi. Kırdan, yaklaşık iki ay kalınacak yaylaya
çıkılırdı. Harman kaldırılınca, sıra; köye kışın yakacak odunu taşımaya gelirdi.
Çeltikler olunca yayladan göçülürdü. Bu göç yaşamına evin tüm hayvanları; kedi,
köpek, inek, tavuklar, davarlar da uyardı.
Önce bağlar bozulur pekmezler kaynatılırdı. Pekmez köpüğünü içmek çocuklar için
özlenen bir olaydı. Pekmez kaynatılan günlerin gecelerinde gençler bostanlardan
aldıkları mısırları, çeltik tarlalarının kenarındaki ağaçlarda çırayla
avladıkları kuşları pekmez ateşinde pişirip yerlerdi. Pekmez işi bittiğinde
elmalar, ayvalar, kavunlar bozulur sıra çeltiğe gelirdi. Çeltik harmanı da
bittiğinde iğdeler sıyrılırdı. O yıllarda çeltik orakla biçilir, desteler
harmana sırtta taşınırdı. Harman önce hayvanlara çiğnetilir, sonra kalan taneler
sopalanarak düşürülürdü. Tınaz yabayla savrulur, çıkan çeltik çuvallanıp eşekle
taşınır, evlerin önünde kurutulur, dinkte döğdürülür, Nallıhan Panayırı'na
pirinçler yetiştirilirdi. Üç dink, iki de su değirmeni vardı.
Köye traktörün girmesiyle işler değişti. Önceleri; harman yerine toplanan çeltik
traktörle çiğnendi, makinayla savruldu. Daha sonraları harman yerinde taneler
makinayla çıkartıldı. Bugünse buğday gibi çeltikte biçerdöğerle biçilmektedir.
Çeltik ne orak, ne deste, ne harman, ne sopa, ne de yaba görmektedir. Bugün
köyde 25 traktör, 3 biçerdöğer vardır. Yılda yaklaşık 500 ton çeltik üretilen
köyde, son yıllarda sebze yetiştiriciliğine başlayan kayma sonucu günümüzde
çeltik ekilmemektedir.
1950'den önceki yıllarda köyün erkekleri Sivrihisar'a, Eskişehir'e eşek sırtında
pirinç ve iğde satmaya, Geyve'ye de davar satmaya giderlermiş. Pirinç satışından
dönerken kil getirirlermiş. Kili, yol yapılınca Mihalıççıklılar at arabasıyla
getirip sattılar, dönerken de pirinç alıp gittiler.
Uzun kış geceleri eve gelen misafire ev sahibi ceviz, ayva, iğde, patlamış
mısır, incir kurusu, elma gibi kendi ürettiği ürünlerden ikram ederdi. Yine uzun
kış geceleri bilhassa karlı gecelerde sembolik olarak deve yapılırdı. Devenin
boynundaki çanı sallayarak ve ev ev gezilerek toplanan kavurma ve pirinç ile köy
odasında pişen pilav köyün gençlerince yenir, kaval çalınır oyunlar oynanırdı.
Deve şöyle yapılırdı. İki kişi bir merdivenin altına girer, merdivenin ortasına
içi çeltik sapı dolu bir çuval konur, üzeri kılçanla örtülür, içi sap dolu bir
çuvaldan da kafa yapılır, boynuna çan takılırdı.
1960'tan önceki yıllarda üşütüp öksürenler, iyileşmeleri için Gamışlıbağ
mevkiindeki Öksürük Kayası'nın altından geçirilirlermiş. 1970'lere kadar köyde
iğne yapan yoktu. 1970'ten sonra askerde iğne yapmayı öğrenenler iğne yapar
oldular.
1950 yılına kadar köy odasında jandarmaya bağlı manyetolu telefon vardı.
1950'den sonra telleri de direkleri de kayboldu gitti. 1987 yılında köye telefon
hattı tekrar çekildi. 1994'ten bu yana köyden tam otomatik telefon görüşmesi
yapılabilmektedir. Gramafon 1950'den önce, radyo ise 1950'nin başlarında köye
girmiş. Günümüzde buzdolabı ve televizyonu olmayan ev yok gibi.
Her türlü sebze ve meyveyi yetiştirip satan köyün asıl geçim kaynağı sebzedir.
Geçmişte asıl geçim kaynağı başta çeltik ve sonra buğdaydı. Eskiden ilkbaharda
yapılan ipekböcekçiliği günümüzde yapılmamaktadır.
Her evde süt inekçiliği yapılıyor. Üretilen süt ve süt ürünleri pazara
getirilmektedir. Köylü büyük bir arz talep potansiyeli olan Nallıhan pazarında
getirdiği her şeyi satabilmektedir. Köyde; Nallıhan'a Han, Pazartesi gününe
Hangünü, Salı gününe Hanertesi, Pazar gününe de Deregünü denmektedir.
Köyde ağa demek, sürü sahibi olmakla eş anlamlıdır. On hanede sürü
bulunmaktadır. Eskiden Ankara Tiftik Keçisi sürüleri varken, ormana zarar
veriyor baskısı sonucu sürü sahipleri tiftik keçilerini sattılar. Artık keçi
yerine koyun beslemekteler. Köyde iki bin koyun var. Oysa 1970'lerde durum
tersineydi, koyun sayısının iki katı kadar tiftik keçisi vardı. 1975'ten önce
büyük baş hayvan da çoktu. Köyün sığırtmacı (sığır çobanı) vardı. Bugün o da
yok. Herkes evinin altında bir inek besliyor. Eşek yok, öküz yok, yani dam boş
diyebiliriz.
Köyde, köye yaklaşık her ikisi de bir km uzaklıkta iki mezarlık var. Nallı
Çayı'nın iki yakasında yer alan mezarlıklardan biri ilçeye giden yolun iki
tarafında yer alıyor ve tarihi tam olarak bilinemiyor. Diğeri ise büklere giden
yolun kenarında olup, tarihi, yaşlıların anlattığına göre 20. yy.'ın başı
olmalıdır.
Kaynak Mesut ŞENER Nallıhan Kitabı
Not: Köyümüzün Yolu Temmuz 2005 Yılında Asfaltlanmıştır.
KÖYÜM
Orda doğdu, büyüdü ŞENERLER, BALCILAR
Çoktu çan sesleri, bayırında avcılar,
Adınla gurur duyarız üzülme köyüm,
Sen de yetiştirdin öğretmenler savcılar.
Geliri bol, hatırı sayılır bir köydün,
Boşalınca evlerin virana döndün,
Tozlu, dumanlı yaylanın yollarında,
Eşekle odun çeken nesiller gördün.
Öksüz kalmış bahçelerin bağların,
Issız kalmış kekik kokan dağların,
Varınca öpülesi toprağına,
Parmağımla eşer eşer ağlarım.
Kemal BALCI