Yaylamız; Nallıhan, Bağlıca, Tekke ve
Ömerşeyhler Yaylası'nın çevrelediği alan içinde yer alır. Nallıhan-Eskişehir
yolu takip edildiğinde Tekke Köyü sapağından üç kilometre sonra Karahisar
Kozlu ve Ömerşeyhler Yaylası'nın da kullandığı toprak yoldan ulaşım sağlanır.
Tekke Köyü yolundan ayrıldıktan sonra çam ağaçları arasında kıvrılan
yollardan geçerken eğer şanslı bir gününüzdeyseniz yabani geyiklere de
rastlayabilirsiniz.
Yayla Evlerinyanı ve Öteyayla olarak ikiye ayrılır.Yaylanın hepsi aynı yıl ekilmez. Bunların
yarısı ekilir, yarısı nadasa bırakılır. Son yıllarda köyün arazisi içindeki arazide sulu tarıma yönelen
köy halkı yayladaki tarlalara pek rağbet göstermemektedir.
Geçmiş yıllardaki yayla yaşamını, Mesut Şener'in Nallıhan Kitabındaki köyümüz
ile ilgili bölümünden bir alıntı ile anlatalım.
"Geçmişte kıra ve yaylaya
yapılan bu göçebeliğin zor yanları elbette çoktu. Kırda harman yerleri
dağınıktı. Yaylada ise topluca idi. Harman kaldırmak uzun zaman alırdı. Günlerce
düven sürülürdü. Kırdan ve yayladan eşeklerle tahıl ve saman taşımak zordu.
Yaylada damlarda kalınırdı. Damlar toprakla örtülü tek odalı yerlerdi. Tüm
zorluklarına karşın soğuk suyu ve havası için yaylada olmaya değerdi doğrusu.
Kışın yakacak odun yayladan eşeklerle köye indirilirdi. Sabahları yayladan köye
gelen kadınlar, bir yıl boyunca un yapımı için evde tüketilecek buğdayı yıkar
kuruturlardı. Bulgur kaynatır, nişasta kurar, gak yarıp kurumaya bırakırlardı.
Yine kış için; ipe patlıcan, biber dizer kuruması için camın önüne asar, akşamda
heybesini kavun, karpuz, üzüm, armut, incir gibi meyvelerle doldurup yaylaya
çıkarlardı. Yol boyunda annelerini bekleyen çocuklar daha çok heybenin içini
merak ederlerdi.
O yıllarda yaylaya çingenelerde gelirdi. Erkekleri ağaç gölgesine kurdukları
küçük körük tezgahta balta, çapa gibi aletleri yapıp satarlar, kadınları da
kışın yaptıkları kalburları ve yaylada taze söğüt dallarından ördükleri
sepetleri ev ev gezerek kadınım, güzelim diyerek satmaya çalışırlardı.
Yaylada kalınan son günlerde Erenler mevkiine gelindiğinde bük ayva sarısı gibi
görünürdü. Bu göçün de habercisi idi. Sararan çeltiklerin suyu kesilirdi.
Yayladan göçmeden cevizler tokaçlanırdı. Mudurnu Panayırı yaklaştığında (11
Eylül) yayladan bayram yaparak inilirdi."
Son zamanlarda ilçemizin yaz sıcaklarından uzaklaşmak ve şehir yaşamına alternatif oluşturmak için yeniden yazlık evler yapılmaya başlanmıştır. Elektrik ve su olmamasına karşın yeni evlerde elektrik ve su tesisatı da yapılarak ileriye yönelik beklentilerin olduğu görülmektedir. Yolun toprak olması yılın büyük bir bölümünde ulaşıma izin vermemektedir. Yol ve elektrik sorununun çözülmesi ile yayladaki yaşam canlanacak aynı zamanda Nallıhan turizmine de katkısı olabilecektir.
Evlerin büyük bölümünün toplandığı, dibindeki buz gibi suyun çıktığı Asırlık kavak ağacının yer aldığı "Kurtlukaşı" tepesinin adının nereden geldiği ile ilgili öyküyü keyifle okuyacaksınız. Öyküyü derleyen Kazım Doruk Öğretmene de çok teşekkürler.
KURTLUKAŞI
Eskiden köylerde kadrolu imamlar yokken köylüler ücretli imam tutarlardı. 1890
yıllarında Nallıdere Köyü Cami yakası sakinleri, yüz yarım buğday karşılığında,
sekiz aylığına Tekke Köyü'nden Molla Mahmut diye birini imam tutarlar.
İmam gelir görevine başlar. İki- üç ay görev yaptıktan sonra, bir kış günü on
günlüğüne izinli köyüne gitmek ister.
Eskiden, hatta bizim çocukluğumuzda Nallıhan ve çevresine çok kar yağardı. O
sene de çok kar yağmış ve kış çetin geçmekteymiş.
Bu nedenle köylüler Molla Mahmut'u tek başına köyüne göndermek istemezler. O gün
akşam köy odasında oturup, yarenlik yaparlarken:
Köylüler:
Molla Mahmut'u; "Yarın kurtlar seni yolda yer, parçalar" diye korkuturlar.
Hoca efendi:
- Öyleyse köyden yanıma bir arkadaş verin! der.
Köylüler:
- İyi de kimi verelim, bu kış gününde sana kim arkadaşlık eder?
- Üstelik sana arkadaşlık eden kişi tek başına Tekke'den Nallıdere'ye nasıl
dönecek? Bu kışta kıyamette buna kim cesaret eder? demişler.
O sırada Dela (Deliağa) Hasan diye bilinen yirmi yaşlarında bir delikanlı: "Hoca
amcaya ben refakat ederim" der.
Ertesi gün Molla Mahmut ile Dela Hasan yaya yola çıkarlar. Gidecekleri yol aşağı
yukarı 14-15 km'dir. Yolda kar olduğu için normalde 3 saatte gidecekleri yolu
beş saatte katederler ve Tekke Köyü'ne varırlar. Biraz dinlendikten sonra Dela
Hasan müsaade ister: "Ben artık gideyim" der. Molla Mahmut ve Tekke Köylüleri
Dela Hasan'ın yola çıkmasına razı olmazlar. "bugün burada kal, yarın gidersin,
geç kaldın bu saatlerde yola çıkmak tehlikeli gel, gitme" dedilerse de; Dela
Hasan: "Yok gidecem" der ve yola çıkar.
Tekke yaylasını geçip Nallıdere Yaylası ile Ömerşeyhler yol ayrımına geldiğinde
akşam vakti olur. Dela Hasan'ın köya daha iki saatlik yolu vardır. Kapı Yanı
dediğimiz bu bölgede güçlükle yol alırken arkasında bir kurt belirir, Dela
Hasan'ı takip etmektedir.
Eski adamların belinde 6-7 metrelik kara tiftikten dokunmuş kuşaklardan olurdu.
Bu kuşakların içinde de "PALA" denilen kulaklı bıçaklar bulunurdu.
Büyüklerimizden öğrendiğimize göre bu kuşakları Sarıkaya, Tekke ve Kavacık
Köyleri'nde dokuturlarmış. Belimiz üşümesin diye bellerine dolana dolana
sararlarmış. Bizim Dela Hasan belinden kuşağı çözüp bir eline palasını diğer
eline de kuşağın bir ucundan tutarak kuşağın diğer ucunu bırakır, kuşak yerde
sürünmeye başlar. Sürünen kuşak kurdun dikkatini çeker, kuşağın ucuna kadar
yaklaşır ama ileri geçmez. Bir müddet Dela Hasan kendini kurttan korur. Kurt,
kuşaktan sıkılınca kuşağı bırakıp Dela Hasan'ın etrafında daireler çizmeye
başlar. Dela Hasan kurdu kaçırmak ya da korkutmak için habıra, habıra! diye
bağırır. Kurt korkar ormana kaçar, ormana kaçar ama ormana girince iki üç sefer
uzun uzun ulur. Kurt uluduktan sonra etraftan diğer kurt ulumaları yükselir.Dela
Hasan da yayla evlerine yaklaşmış ama yoğun karda yorgunluk iyice çökmüştür.
Yayla evlerine 100-150 metre kalmıştı ki; arkasında yedi, sekiz tane kurt
olmuştur. Kurtlar sağdan soldan saldırmaya hazırlanmışlardı ki; Allah'tan evlere
yaklaşmıştı, binbir güçlükle kendini yayla evlerinden birine atar.
Yayla evleri, Çam ağaçlarının üst üste konulup çatılmasıyla yapılan bir ev
tipidir. Bu nedenle köylerde bu evlere "çamdan ev" derlerdi. Bizim de çamdan bir
evimiz vardı. Tek odalı ve kapısı yoktu. Kapı boşluğunda bir çuval ya da bir kıl
gılçan takardık. Göç zamanı geldiğinde o örtüyü alır kapıyı açık bırakırdık.
Dela Hasan sırtını çam kütüklere dayayarak arkasını güvenceye alır, önünü kapıya
döner. Elindeki pala ile kendine yaklaşan kurtlara vurarak kendini korumaya
çalışır. Kurtlar bir süre sonra, açık kapıdan avlamak istedikleri insana
yaklaşamayacaklarını anlarlar. Kurdun bir tanesi toprak üzerine konan çam
kütüğünün altından eşmeye başlar. Dela Hasan'ın aklına, bu ana kadar hiç korku
gelmemişti. Düşman bir cepheden saldırırken şimdi iki cepheden saldıracaktı.
Aklına korku düşmüştü, herhalde kurtlara yem olacaktı. Kapıya saldıran kurtlarla
mücadele ederken, bir taraftan da kütüğün altını kazıp, arada bir burnunu
gösteren kurdu göz ucuyla takip ediyordu.
Kurt çam kütüğünün altını epeyce kazmıştı. Kütüğün altında burnu görünen
kurdun,artık kafası görünür olmuştu. Sıra bu sıra deyip, Dela Hasan kurdun
burnunun üstüne palasıyla öyle bir vurur ki; kurt o delikten burnunu sokup
sokmayacağına bin pişman olur.
Burnu kesilen kurt hem geri çekilir hemde aldığı darbeden dolayı acı acı
bağırır. Cevizler deresine doğru kaçar, diğer kurtlarda yaralanan kurdun
peşinden giderler. Kurt sürüleri yaralı olan kurtları yerlermiş.
Kurtlar uzaklaşınca Dela Hasan tekrar yola koyulur. Yüksekten alçağa doğru
indiği için kar kalınlığı azalmış. Şimdi daha hızlı yol almaktadır. Köye
tahminen 2 km yolu kalmış. Ama Ali Kahyanın Göbedi'nin yanına geldiğinde kurtlar
peşinden yine yetişmişler.
Kurtuluşu olmayan bir yolculuk diye düşünmüş. Ama orada kurtarıcı yine karşısına
çıkmış. Biz Nallıdereli'lerin "Yatak veya Yayvan Ardıç" dediğimiz ardıç ağacını
fark etmiş, hemen ardıca çıkmış. Ardıç halen yaşamakta olup o günlerdeki yassı
şeklini bozmamıştır.
Kurtlar kırk yılda bir yakaladıkları bu avı bir türlü ele geçirememenin telaşı
için mızıklaşırken, birkaç koca kurt ağacın dibini eşmeye başlamış. Ağacı
kökünden devirip, avlarını ele geçirmeyi düşünüyorlarken Dela Hasan sesinin
çıkabildiği kadar bağırmaya başlamış. O yıllarda yaklaşık 400 metre ileride
Erenlerin altında bir ağıl varmış. Günümüzde o ağılın yeri hala durmaktadır. Biz
Raşit Ağa'nın ağılı olarak biliyoruz. Bu olayın geçtiği yıllarda o ağıl
başkasının mı, veya Raşit Ağa'nın babasının mı? bilmiyorum. Biz hikayemizi
uzatmayalım, o ağılda davar duruyormuş.
Bizim Yayvan Ardıçla Raşit Ağa'nın ağılı yaklaşık 400 metre kadar, ama ağıl
çukurda kaldığı için sesin duyulması daha da zor, buna rağmen ağılda duran
köpekler Dela Hasan'ın acı feryadını duymuşlar. Ağıldaki iki erkek, iki dişi
dört köpek varmış. Köpekler gelip kurtları uzaklaştırmışlar.
Dela Hasan yayvan ardıçtan inmiş, kendini ağıla atmış. O gece dinlendikten sonra
da sabahleyin köye gitmiş.
Bu hikayeyi: Dedem İstiklal Savaşı Gazisi Mehmet DORUK'tan dinlemiştim. Dela
Hasan da Mehmet DORUK'un eniştesidir.
Bu olaydan sonra buraya büyüklerimiz Kurtlukaşı demişler. Kurtlar bu tepeye
hemen hemen her gece uğrar, çevreye buradan dağılırlarmış. Çünkü kurtlar bu kaşa
geldiklerinde Sündiken Sıradağları'nı, Alanköy-Martlı Harmanı'nı, sarsın
Yaylası'nı Balca Köyü'nü ve dağlarını, Hasan Dede'yi , Eymir'i, Atça'yı,
Yeşilyurt Dağları'nı, Çayırhan'ı, Hıdırlar-Kozlu Yaylası'nı, Karahisar Kozlu
yaylası'nı, Mihaklıççık köylerini görebilir.
Sen olsan bu kaşta toplanmazmısın?
Derleyen Kazım DORUK Sakarya İlköğretim Okulu Müdürü